Millî Mücadelede küçük Mehmetçikler...

15/01/2015

VAKFIMIZDAN GÜNCEL HABERLER

15.01.2015

Gazi Mehmet, Şehit İsmail 

“Antep mıntıkasında bunların en meşhurları Antepli Kebapçı Said Ağa’nın oğlu Mehmet, Şahin Bey’in oğlu Hayri, şehit yol ağasının oğlu Mehmet Ali, arzuhalci Ali Efendi’nin oğlu İsmail adındaki 11–12 yaşlarındaki çocuklardır. Bu çocuklar Arslan Bey’in başında bulunduğu milis kuvvetlerin içindeydiler. Diğer Kuvayı Millîyeciler gibi silahlı olup, yeri geldiğinde çatışmalara katılıyor ve çoğu zaman da istihbarat hizmetinde bulunuyorlardı. 

1920 yılının Ağustos ayında Antep kuşatmasının sıkışmış olduğu bir günde, Heyet-i Merkeziye, şehrin durumunu, Maraş’a yakın Sam köyünde bulunan Kolordu Komutanı Miralay Selahaddin Adil Bey’e bir rapor halinde yazmak lüzumunu hissetmişti. Hazırlanan mektubu Fransız kuşatmasını yarıp götürebilecek kişi aranırken, bu çocuklardan İsmail ve Mehmet göreve talip oldular. Mektup, Heyet-i Merkeziye tarafından bu iki çocuğa teslim edildi. 

Bu iki yavrucak silahlarını bırakıp başlarına keçe külah giyerek dilenci kılığına girdiler ve mektubu ilgili komutana ulaştırmak üzere yola çıktılar. Ancak kuşatma altında olan bölgede ilerlerken düşman askerlerine yakalandılar. Mehmet, mektubu bir bağ kütüğü altına saklayarak düşmanın eline geçmesini önledi. Fransız askerleri, ‘casus yakaladık’ diye bu iki çocuğu komutanları Kurmay Yarbay Abadi’nin huzuruna kadar çıkardılar. Çocukları konuşturmak istediler. Ancak bu çocuklardan, ‘Bizim babamız anamız şehit oldu. Dilenmek için çıktık. Şehirde yiyeceğimiz yok idi.’ cevabından başka bir şey işitemeyince Mehmet ve İsmail’i şehre geri dönmek şartıyla serbest bıraktılar. Akşam vakti yola çıkan bu çocuklara siperdeki düşman askerleri kasten ateş açtılar. İsmail dokuz, Mehmet dört yerinden yaralandı. 

Düşman mıntıkasında sabaha kadar kan kaybeden çocuklar, sabahleyin Fransızların cephedeki kendi yaralılarıyla birlikte hastaneye kaldırıldılar. Mehmet’in hastanede ayağı kesilerek hayatı kurtarıldı. Ancak İsmail hastanede şehit oldu. Bir ayağı kesilen Gazi Mehmet, hastanede iyileştikten sonra Türklerde esir bulunan Fransız kuvvetlerindeki iki Senegalli asker ile değiştirilerek Fransızların elinden kurtarıldı. Gazi Mehmet, dönüşünde yine Arslan Bey’in müfrezesine katıldı. Sonuna kadar elinde silahı, tek ayağı ile Milli Mücadele’de bilfiil yer aldı.”

Nezahet Onbaşı

Tabur Komutanı Binbaşı Halit Bey’in kızı olan 12 yaşındaki Nezahet, bu küçük yaşına rağmen elinde silahı, asker kıyafetli olarak Türk ordusuyla birlikte çeşitli muharebelere katılmıştı. Bu çocuk, Milli Mücadele boyunca 70’inci Piyade Alayı’nın bir mensubu olarak alayla birlikte tam bir asker gibi cepheden cepheye koşuyordu. Hatta bu alaya, o bölgede ‘Kızlı Alay’ denmişti. Ata binmesini ve silah kullanmasını çok iyi bilen ve kendisine Tümen Komutanı Ahmet Derviş Paşa tarafından “onbaşı” rütbesi verilen bu kız çocuğunun kahramanlığı ve fedakârlıkları TBMM’nin oturumlarına dahi konu olmuştu.(*)

Gediz Muharebelerinde umutsuzluğa düşmüş askerlerin önünü atıyla keserek “Ben babamın yanında ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?” diyen bu küçük onbaşı, bazıları tarafından “Türklerin Jean d’Arc’ı” olarak nitelendirilmişti.

Meclis’in 30 Ocak 1921 tarihli oturumunda Bursa Milletvekili Operatör Emin Bey (Erkul) muhtelif harp cephelerinde bilfiil çarpışmalara katılan 12 yaşlarındaki Nezahat Hanım’ın İstiklal Madalyası ile taltif edilmesine dair takrir verdi. Bu takrir görüşülürken söz alan İzmit Milletvekili Hamdi Namık Bey, İstiklal Madalyası yerine TBMM namına bu kıza büyüdüğü zaman çeyizini temin edecek bir hediye verilmesini teklif etti. Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey ise Türk tarihinde bir “paşa hanım” görmek istediğini söyleyerek Nezahet Hanım’a “mirimiran” rütbesinin verilmesini istedi. Bütün bu görüşmeler sırasında Nezahet Hanım’ın Milli Mücadeledeki kahramanlıkları ve hizmetleri uzun uzadıya dile getirildi.

Ancak Nezahet hakkında söylenenler ve yapılan bu teklifler Milli Mücadelenin o sıkıntılı, meşgaleli ve dar günlerinde unutulup gitmişti. (**)

Aradan geçen 65 yıl sonra bir gazetecinin konuyu gündeme getirmesiyle dönemin TBMM Başkanı Necmettin Karaduman tarafından kendisine takdir beratı verilmiştir. Nezahet Onbaşı, 06 Temmuz 1986’da Dolmabahçe Sarayı’nda sessiz sedasız bir törenle şükran plaketini aldığında tam 78 yaşında idi. Altı yıl sonra da madalyasını göremeden hayata gözlerini kapayacaktı.

Annesinin son günlerinde yeniden Milli Mücadele günlerini yaşamaya başladığını söyleyen büyük kızı İnci Üçok (Baysel) Nezahet Onbaşının ölüm anını şöyle anlatıyor:

“Çok rahatsızlanmıştı. Gülhane Askeri Tıp Akademisine kaldırdık. Hastanede, ‘Bak gördün mü Alay geldi. Karşıda askerler. Bak kızım babam beni almaya geldi. Alayın hepsi burada’ diyordu. Onlar son sözleri oldu.” (***)

Takvimler 31 Ekim 2013 tarihini gösterdiğinde TBMM’nin 30 Ocak 1921 tarihli oturumunda alınan karar 92 yıllık bir gecikmeyle olsa da yerine getirildi. Nezahet Baysal’ın İstiklal Madalyası, TBMM Başkanı Cemil Çiçek tarafından Meclis’te düzenlenen bir törenle torununun kızına takıldı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek törende yaptığı konuşmada, “Baysel 1921’de Meclis kararı ile İstiklal Madalyası verilmesi kararlaştırılan ilk kişiydi. Bir borcumuz vardı. Gecikmiş olsa da bunu yerine getirmemiz gerekiyordu. Bunun için merhumenin ruhaniyetinden, mirasçılarından ve milletimizden özür diliyorum” dedi.

(*) Doç. Dr. Nuri Köstüklü, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Milli Mücadelede Türk Çocukları ve Bir Destan, Mart 1997, Sayı 37

(**) Doç. Dr. Nuri Köstüklü, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Milli Mücadelede Türk Çocukları ve Bir Destan, Mart 1997, Sayı 37

(***) İsmail Çolak, Kuvayı İlmiye, Nesil Yayınları

SON HABERLER