Mehmetçik Ailesi

  • Kapat

    Gazi Osman Çakmak: Çocukluk hayallerimi gerçekleştirdim

    2014 yılında Meksika’da gerçekleştirilen Dünya Ampute Futbol Şampiyonasında Türkiye’ye dünya üçüncülüğü kazandıran ampute futbol milli takımının kaptanı Gazi Osman Çakmak, TSK Mehmetçik Vakfının 2015 yılı vekâleten kurban bağışı kampanyasının tanıtım yüzü oldu.

    Bize kendinizden bahseder misiniz?

    1977 yılında Tokat’ın Zile ilçesinin Narlıkışla Köyünde doğdum. Dördü erkek, ikisi kız olmak üzere altı kardeşiz. Eğitim sürecim Narlıkışla İlköğretim Okulundan sonra sona erdi. 

    Ardından İstanbul'a gittiğimde ilkokul hocam, futbola olan ilgim ve yeteneğim nedeniyle bana eğitim ve futbol arasında bir seçim yapmam gerektiğini söyledi. Ben de çok sevdiğim için futbolu tercih ettim. Böylece futbol serüvenim başladı. 

    Nasıl gazi oldunuz? 

    1997 yılında Manisa Doğu Kışla'da acemi birliğini bitirdikten sonra İstanbul Hasdal'da piyade er olarak 45 günlük özel eğitimimi komutanlarım sayesinde aldıktan sonra Şırnak Bestler Dereler’de 1.26 iç güvenlik Piyade Tugay Komutanlığına katıldım. Vatanımızın birliği, beraberliği ve huzuru için her Türk evladı gibi, her dakikasında bu vatan için canımın her parçasını vermeye hazırdım. 05 Kasım sabah 05.00 sıralarında çıkmış olduğumuz yol emniyetinde mevzilerimize yerleşmek üzere hareket ettiğimizde havanın yağışlı olması nedeniyle termal kameralar gece görüntüsü alamamış. Böylece PKK'nın yola döşediği mayına basma sonucu sol bacağımı diz altından kaybettim. 

    Komutanlarım beni en hızlı şekilde Şırnak Devlet Hastanesi'ne ardından Diyarbakır'a ve oradan da Gülhane Askerî Tıp Akademisine tedavilerim için gönderdi. Tam 20 yaşında bu vatan için bir bacak feda ettim. Komutanlarımızın ve devlet büyüklerimizin bizi bu kadar sahiplenmesi, Mehmetçik Vakfının bize verdiği maddi ve manevi değerleri bir an bile eksik etmemesi nedeniyle hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunarım. 

    Gazi olunca elbette hayatınızda pek çok şey değişti. Bu değişimin sizdeki yansımaları nasıl oldu? 

    Ben bu duyguyu anlatsam, cümlelere sığmaz… Benim protez takmam, ailemin bana vermiş olduğu destek… Söz konusu vatan olunca toparlanmam kısa sürdü. 1999 yılında evlendim. Derken 2000 yılında bir kız çocuğumun olması, 2001 yılında ikinci kızımın dünyaya gelmesi… Bu süre zarfında en büyük destekçim olan eşim ve çocuklarım hayata bakış açımı değiştirdi. 

    2007 yılında da oğlum dünyaya geldi. Zile Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinde dernek başkanlığı yapmam, şehitlerimizin bizlere emanet olan aileleri bir arada tutmak ve benim gibi vatanı için bedeninden bir parça veren gazi arkadaşlarımızla bir arada birbirimize destek çıkmamız benim için ayrı bir gururdu. 

    Tedavim için Ankara'ya gelmem gerekiyordu Ankara TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezine 2008 yılında protezimin değişmesinin gerekliliğinden dolayı geldim. Hiç unutamayacağım iki komutanım Yusuf Kaya ve Faruk Apaydın bana "Evlat, vatan görevi bitmez o nedenle ampute futbol oynuyorsun" dediklerinde komutanlarımı dinleyerek ampute futbola başladım. Hem TSK'ya hem de milli takıma hizmet etmek benim ve ailem için ayrı bir gurur olmuştu. Ampute futbolda devamlılık kazanabilmem için sürekli Ankara’da yaşamam gerekiyordu. Bu nedenle Ankara'ya taşınmayı tercih ettim. 2012 yılında da TSK Güçlendirme Vakfı kuruluşu olan Roketsan AŞ’de çalışmaya başladım. Genel Müdürümüz Selçuk Yaşar, Yönetim Kurulu Başkanımız Eyüp Kaptan ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımız Zafer Çamlıca Roketsan AŞ ailesinin bir parçası olmamı sağladılar. 

    Aynı zamanda TSK Rehabilitasyon Merkezi Engelli Spor Kulübünde ampute futbolda takım kaptanı ve sporcu olarak devam etmekteyim. 2010, 2012 ve 2014 yıllarında ülkemizi yirmi dört ülke arasında üçüncülüğe erişerek temsil ettik. Ayrıca 2014 Dünya Şampiyonası'nda Milli Takım Kaptanı olmam beni daha da gururlandırdı. Çocukluk hayallerimden en önemlisini de böylece gerçekleştirmiş oldum.   

    Mehmetçik Vakfı bu yılki kurban kampanyası reklamlarında yer aldınız. Kendi hayatınızı canlandırmak nasıl bir duygu? 

    Mehmetçik Vakfının aziz şehitlerimizin bizlere emanet ettikleri ailelerine ve kahraman gazilerimize ve çocuklarımıza halkımızın desteği ile sahip çıkması ayrı bir gururdur. 

    Vakfın bu yılki vekâleten kurban bağışı kampanyasında kullanılan reklamında oynamam ve hayatımın çocukluğumdan itibaren canlandırılması bana geçmişimi hatırlattı. Apayrı bir gurur ve sevinç duydum… Bir anne ve bir çocuk düşünün… Anne evladını, baba evladını, eşler kocalarını ve çocuklar babalarını vatanımızın birliği ve beraberliği için feda ediyorlar… Onlar şehit ve gazi oluyorlar… Ve Mehmetçik Vakfı bu kahramanların en büyük destekçisi olduğu için ben böyle bir görev üstlendim. Vakfın Genel Müdürü Sayın Tamer Büyükkantarcıoğlu bana böyle bir teklif sunduğunda, “Komutanım siz böyle kutsal bir görevi bana layık gördüğünüz için ben bu görevi elimden geldiği kadarıyla en iyi şekilde yapmaya çalışırım” dedim. Sanırım elimden gelenin en iyisini de yaptım. Bana böyle bir görev verdikleri için TSK Mehmetçik Vakfına teşekkürlerimi sunarım.

  • Kapat

    Şehit kızı Elife Boydaş: Sizler olmasaydınız biz okuyamazdık

    Şehit er Selahittin Boydaş’ın kızı Elife Boydaş, TSK Mehmetçik Vakfı Dergisi için duygu ve düşüncelerini kaleme aldı. Bugün Diyarbakır’ın Çınar İlçesindeki bir köyde öğretmenlik yapan Elife, hâlâ en büyük destekçisinin Mehmetçik Vakfı olduğunu söylüyor. 

    1991 yılında Ordu’nun Korgan İlçesi Tepealan Beldesi’nde dünyaya geldim. Benden iki yaş küçük kız kardeşim var. Babam Selahittin Boydaş, ben üç yaşındayken 1994 yılında Bingöl’de şehit olmuş. Zor bir çocukluk geçirdim. Her kayıp bir travmadır ya biz de çocuk yaşta bu travmayla karşılaştık. Babamın şehit olmasından iki yıl sonra annem bizi Tokat’ın Niksar İlçesine taşıdı. 

    Annem demişken, her şey annem için daha güç tabii… Henüz 21 yaşında hayatın ne olduğunu bilemeyen iki küçük çocukla kalakalmış bir kadın… İçinde bulunduğu durumu bir yana bırakıp, şehit olan eşinin acısını içine akıtıp, hiç bilmediği bir şehirde çocuklarını okutmaya çalışan bir kadın… Babam şehit olduktan sonra, babamın ailesi bizi annemden koparmaya çalışırken, kendi başına okuma yazma öğrenmiş, gördüğü en büyük yerleşim yeri bir kasaba olan bir kadın… Annelik duygusunun ona verdiği güçle çocuklarını kaybetmemek için bizi o köyden çıkaran ve hiç bilmediği bir şehre gelen annem… 

    “Ömür boyu minnettar kalacağım bir kadındır annem” 

    Bugün 23 yaşında, üniversite bitirmiş, büyük şehirlerde yaşamış biri olarak düşünüyorum da ben şimdi bile annemin o zaman bizim için yaptığı şeyleri herhalde yapamazdım. Ömür boyu minnettar kalacağım bir kadındır annem…  Bize babamın yokluğunu aratmamak için elinden ne geldiyse yaptı. Hem anne hem de baba oldu bize. Babamın kudreti annemi sarmıştı sanki o kadar ki babamın sevgisini bile bize hissettirdi. Ama dile getirmesek de hepimiz şu gerçeği çok iyi biliyoruz: İçimizdeki boşluk asla dolmayacak. Babamın içimizde olduğunu biliyor ve ona göre yaşıyoruz. Çok özlüyoruz, sadece birbirimizi üzmemek için dile getirmiyoruz o kadar… 

    Hayal kırıklıklarımda, çok mutlu ya da mutsuz olduğum günlerde, çok ihtiyaç duyduğum zamanlarda biliyorum ki babam benim yanımda… Dokunamasam da göremesem de hayalimde suretini canlandıramasam da o bana kendisini çok iyi hissettiriyor. Bunun da ona verilmiş şehitlik mertebesinden kaynaklandığını düşünürüm hep. 

    Şehit çocuğu olmak çok zor ama çok gurur verici… Herhalde anlatılması en güç durumlardan biridir bu. Beni ancak benim gibi arkadaşlarım anlar diye düşünüyorum. Bir yanımda hüzün, bir yanımda onur ve gurur var. Babam için söylenen övgü dolu sözler beni çok mutlu ediyor. Atatürk milliyetçisi biri olarak, babamın Türk tarihine geçen aziz şehitlerimizden biri olması, bulunduğum her ortamda alnımın ak, başımın dik durmasını ve gururlu bir biçimde davranmamı sağlıyor.

      

    Kariyer planları 

    Maltepe Üniversitesinde psikolojik danışmanlık bölümünden mezun oldum. Şu anda Diyarbakır’ın Çınar İlçesi’nin bir köyünde psikolojik danışman ve rehber öğretmen olarak görev yapıyorum. Bu bölümü okumamın nedeni öncelikle kendimle ilgili. Ben bir şehit çocuğuyum ve küçük yaşta babamı kaybettiğim için bir travma yaşadım. Daha sonra da bununla ilgili hiçbir psikolojik destek alamadım. Travma ve problemlerimle kendi başıma başa çıkmaya çalıştım. 

    Böyle kayıplar yaşayan, travmaya maruz kalmış her çocuğun öncelikle psikolojik destek alması gerektiğini düşünüyorum. Bunu da kendimden yola çıkarak dile getiriyorum. Belki de ben böyle bir destek almış olsaydım, hayat bana hissettiğim kadar zor gelmeyecek ve yaşadığım olumsuzluklara farklı bir bakış açısı geliştirebilecektim. Tabii ben yine de şanslıyım. Ama ne yazık ki her şehit çocuğu, her yetim, her öksüz benim kadar şanslı olmuyor maalesef… Şu an okullarda psikolojik danışman olarak görev yapsam da asıl hedefim, travmaya maruz kalmış çocuklarla çalışmak, onların elinden tutmak ve hayata kazandırmak… Onlara sadece empati yoluyla değil yaşadıklarını yaşamış biri olarak, hissettiklerini hissetmiş biri olarak yaklaşmak. 

    TSK Mehmetçik Vakfı ile gerçek anlamda liseyi bitirdiğim yıl tanıştım. Evet, Vakıftan daha önceden de yardım alıyordum ama Vakfın hangi amaca hizmet ettiğini katıldığım kültür gezisinde anladım. Hayatımda yaptığım en doğru şeylerden biri bu geziye katılmaktı diyebilirim. İnsanın hayatta bazı kırılma noktaları vardır. Benim kırılma noktam da kültür gezisi sayesinde Vakfı tanımak oldu. Geziye katılmak için Vakfa gittiğimde hiç beklemediğim bir sevgi ve sıcaklıkla karşılaştım. O zamana kadar Vakıf deyince aklıma soğuk ve mesafeli insanların olduğu bir yer geliyordu. Ama bizimle o kadar çok ilgilendiler ve sahip çıktılar ki kendimi ailemin yanında hissediyordum adeta… Gezinin en güzel yanı ise Vakıfta bulunan bu güzel insanların bizi kader ortağı olduğumuz kardeşlerimizle tanıştırmasıydı. Birbirimizden habersiz, farklı şehirlerde ama aynı acıları yaşamış çocuklar olarak biraya geldik. O an ilk defa yalnız olmadığımı, benim gibi insanların olduğunu ama en önemlisi beni anlayan insanların olduğunu gördüm. 

           “Mehmetçik Vakfı hâlâ en büyük destekçim” 

    İlk geziden bu yana dostluk bağımızın hiç kopmadığı kocaman bir aile olmuştuk. Şehit çocuğu, gazi çocuğu, Vakıfta görev yapan herkes dâhil kocaman büyük bir aile… O zaman edindiğim dostlarım şu anda da en yakın dostlarım. Artık iş hayatına atılsam da bizlerden bağını koparmayan Mehmetçik Vakfı hala en büyük destekçim. 

    Belki bu anlattıklarım size abartı gelebilir ama aile dediğin iyi günde kötü günde yanında olan ve sana sahip çıkandır. Ne zaman çözemediğim bir problemim olsa Vakfa koştum ve hiçbir zaman boş dönmedim. Ellerinde bir şey gelmediğinde bile manevi desteklerini eksik etmediler. 

    Eğer ben Vakıfla tanışmasaydım üniversiteye gidemezdim. Şehit ve gazi çocuklarının Vakıf üniversitelerinde burslu okuduğunu Mehmetçik Vakfı sayesinde öğrendim. Haklarımızın neler olduğunu Vakıf anlattı bana ve pek çok arkadaşıma. Ama hepsinden önemlisi aynı acıları yaşamış olan insanları bir araya getirmiş olması, dostluklarımıza vesile olması tabii…

     

           “Sizler olmasaydınız bizler öğretmen ya da doktor olamazdık” 

    Mehmetçik Vakfına bağış yapanlara, bu bağışlar sayesinde okumuş ve öğretmen olmuş biri olarak şunu söylemek istiyorum; maddi desteğiniz emin olun düşündüğünüzden çok daha fazla şeye vesile oluyor. Sizler olmasanız bizler belki öğretmen, doktor, mühendis olamayacaktık. En önemlisi de yetim bir çocuğun hayatını kurtarıyorsunuz. Vakıf sayesinde bize ulaşan yardımların bir kanıtı, benim öğretmen olmamdır. Bu yardımlar sayesinde hayalini bile kuramayacağım bir mesleğin sahibiyim. Bu yüzden size sevgi ve şükranlarımı iletiyor teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız… 

    Diğer şehit ve gazi çocukları arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum. Biz kocaman bir aileyiz... Aramızda kurduğumuz gönül bağını daha çok kuvvetlendirelim ve birlik beraberlikle sorunlarımıza ve problemlerimize birlikte çözüm bulalım. Benden büyük veya küçük kardeşlerim, en büyük sıkıntınızda en küçük derdinizde daima yanınızdayım. Sevgilerimi sunuyorum.

  • Kapat

    Şehit oğlu Ali Şimşek: Şehit çocuklarının baba ocağıdır Mehmetçik Vakfı

    Şehit oğlu Ali Şimşek, kızı küçük kızı Ela Sudem ile birlikte TSK Mehmetçik Vakfı Genel Müdürlüğünü ziyaret etti. 1982 yılında kurulan Mehmetçik Vakfının ilk yardım ettiği şehit çocuklarından biri olan Ali Şimşek, Vakfın hayatında çok özel bir yeri olduğunu söyledi ve ekledi: “Şehit çocuklarının baba ocağıdır Mehmetçik Vakfı…” 

    Bize kendinizden bahseder misiniz? 

    1982 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı İlçesi’nin Acı Köyü’nde dünyaya geldim. Evliyim 3,5 yaşında Ela Sudem adında tatlı bir kızım var. 

    Babam Mustafa Şimşek 39’uncu Piyade Tümen 14’üncü Piyade Alay Komutanlığı (Kıbrıs) emrinde görevli iken 11.11.1983 günü cephe nöbeti esnasında yıldırım düşmesi sonucu şehit olmuş. O tarihte ben henüz 1,5 yaşındaydım. Babamın şehit olmasıyla annem aile baskısından dolayı benden koparılmış. Annem aslında benden ayrılmak istememiş, ama bir kez daha evlenmek zorunda kalmış. 

    Annemle geçen dokuz yıl öncesine kadar ayrı kaldık diyebilirim. Yıllarca bir araya gelmemenin soğukluğu oldu aramızda. Annem beni hep arardı aslında, ama ben ondan uzak dururdum. İçimden ona açılmak, ona sarılmak istiyordum ama olmadı… Üzülmesin diye arayıp sordum ama istediğim gibi olmadı hiç… Bir yıl önce annem amansız bir hastalığa yakalandı ve onu kaybettim. 

    Ben hayatıma babaannem ve amcamın yanında devam ettim. Şehit oğlu olarak büyürken en büyük destekçim amcam oldu. Dokuz çocuğu vardı amcamın. Bir de ben on… Burada yengemin payı da çok büyüktür. Beni el bebek gül bebek büyüttüler. Allah onlardan razı olsun. 

    Hem babasız ve hem de annesiz büyümek çok acı bir durum. En acısı ise bir Babalar Günü ile Anneler Günü… En sevmediğim günlerdir… Tıpkı diğer şehit çocuğu kardeşlerim gibi Babalar Günleri bir burukluk içinde geçer.  Herkesin babası vardır; yanaklarından öptükleri, koluna girip gezdikleri, .başları sıkıştıklarında yanına gidecekleri… Ve hayattaki konumunuz ya da yaşınız ne olursa olsun yine bir çocuğun burukluğunu yaşayacağımızı hissediyoruz… Allah kimselere bu acıyı vermesin diye geçiriyorum içimden… 

    Şehit çocuğu olmak nasıl bir duygu?  

     Öncelikle şehit oğlu olmak bir ayrıcalık bence… Babamı hatırlamıyorum, ama onun oğlu olmanın haklı gururunu ve onurunu hep yaşıyorum... Neden mi? Babamın Türk tarihine geçen aziz şehitlerimizden biri olması, bulunduğum her ortamda alnım ak, başım dik bir şekilde ve gururlu bir biçimde davranmamı sağlıyor. Babamın hiç kötü bir anısını duymadım. Hep mütevazılığı ve saygısı ile anlatılması da beni çok mutlu eder. 

    Eğitim hayatım çok mücadeleci geçti. İlkokulu Acıköyü İlkokulunda, ortaokul ve liseyi devlet parasız ve yatılı olarak Yerköy İmam-Hatip Lisesinde okuyup 1999 yılında mezun oldum. Daha sonra Kocaeli Üniversitesi Kocaeli MYO Rafineri ve Petrokimya ön lisans bölümünü bitirip, Cumhuriyet Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümüne geçtim. Üniversite üçüncü sınıftayken Muş’un Varto İlçe Nüfus Müdürlüğüne atamam yapıldı ve daha sonra Sivas Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğü, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüklerinde görev yaptım. 

    2012 yılında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına kurumlar arası geçiş yaptım. Unvan değişikliği sınavını kazanıp mühendis oldum ve hâlen aynı kurumda kimya mühendisi olarak çalışmaktayım. 

    Hayatın bütün yükünü tek başıma sırtlayarak yaşadım. Hep derdim kendi kendime, ‘çalışmalıyım, başarmalıyım ve hayallerime kavuşmalıyım.’ Neticede hedeflerime ulaştım ve ulaşmaya çalışmaya da devam ediyorum. 

    Mehmetçik Vakfı hakkında neler söylemek istersiniz? 

    Mehmetçik Vakfı ile gerçek anlamda tanışmam lise son yıllarımdadır. Zor günlerimizde hep yanımdaydı. Herkes, hiç düşünmeden, gönül rahatlığıyla bağışta bulunabilir. Bazen Mehmetçik Vakfı da olmasaydı diyordum… Biz şehit çocuklarının baba ocağıdır Mehmetçik Vakfı… Herkesin bu bilince varmasını umarım. Mehmetçik Vakfı aracılığı ile bizlere desteklerini esirgemeyen tüm bağışçılarına da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

  • Kapat

    Hem tıp fakültesinde okuyor, hem dört dil biliyor hem de piyano çalıyor

    Örnek Mehmetçik kızı: Rümeysa Yiğen 

    Henüz on aylıkken vatani görevini yapan babası Eyüp Yiğen’i kaybeden Rümeysa, bugün örnek bir genç kız. İlkokula başladığında annesinin öğretmenine “Babasını kaybetti, beni de kaybedebilir. Başının çaresine bakmayı öğrenmeli” demesini hiç unutmayan Rümeysa Yiğen, çalışma azmini bu sözlerden almış. Rümeysa, bugün profesyonel olarak piyano çalıyor, dört dil biliyor ve tıp fakültesinde okuyor. 

    Tam bir azim örneği olan Rümeysa, 1994 yılının Aralık ayında Adana’nın Akozan ilçesinde dünyaya gelmiş. Üniversiteyi kazanana kadar da ikinci evliliğini yapan ve bu evlilikten de bir erkek kardeş dünyaya getiren annesiyle birlikte Adana’da yaşamış. 

    O henüz on aylıkken kaybettiği babasını elbette hiç hatırlamıyor:  “Babamı ben on aylıkken kaybetmişiz. Ben doğduğumda babam Siirt’te askerlik görevini yerine getiriyormuş. Annemin anlattığına göre ben henüz iki aylıkken izne gelmiş ve beni görmüş. Babamla geçirdiğimiz tüm zaman bundan ibaret…” 

    Babam bir asker gibi öldü 

    Babasını sadece annesinin anlattıklarından, bir de askerliği sırasında komutanı olan Jandarma Kıdemli Başçavuş Hüseyin Ayvalı’dan dinlemiş Rümeysa. O artık Rümeysa’nın “Hüseyin Amca”sı… Jandarma Kıdemli Başçavuş Ayvalı’nın, Siirt Kurtalan Kayabağlar Jandarma Karakolu Tim Komutanı olduğu tarihte, babası Eyüp Yiğen aynı karakol timindeymiş. 

    “Babamla dağda ikili olarak dolaşırlarmış Hüseyin Amca’yla… Anlattığına göre babamın baş ağrıları varmış. Gittikçe de durumu kötüleşmeye başlamış. Sonunda Diyarbakır Askerî Hastanesine kaldırılmış ve burada beyin tümörü teşhisi konulmuş babama. Daha sonra GATA’ya sevk edilmiş ve iki hafta geçmeden kaybetmişiz onu… Hüseyin Amcam, ‘Baban ölene kadar tam bir asker gibiydi ve bir asker gibi öldü’ diye anlatıyor hep. Bu benim hayatımdaki gurur kaynaklarımdan biri. Evet, benim babam bir asker gibi öldü!” 

    Hep azimli ve başarılı bir öğrenci olmuş Rümeysa... Kafasına ne koyduysa yapmış. Matematik kamplarındaki başarılardan piyanist olarak konser vermeye kadar çıtayı hep yüksek tutmuş. Annesi hayatındaki en büyük destekçisi olmuş Rümeysa’nın.  Hele de annesinin söylediği bir söz hiç aklından çıkmamış: 

    “Hatırladığım şeylerden ilk şeylerden biri annemin ilkokul öğretmenime, ‘Babasını kaybetti, beni de kaybedebilir. Yalnız kalabilir, başının çaresine bakmayı öğrenmeli’ demesiydi. Bu sözlerine o zamanlar kızmıştım ama şimdi görüyorum ki annem, en doğrusunu yapmış. Aslında kendime olan güvenimi ve hırsımı bu cümleye borçlu olduğumu anlıyorum. 

     2011 yılı Akdeniz Matematik Kampı seçmelerinde dereceye girip ileri matematik konusunda kendimi geliştirdim. Ancak üniversite sınavı yaklaşırken, burslu olarak bir koleje geçtim ve takımımdan ayrılmak zorunda kaldım. Ayrıca profesyonel olarak piyona çalışıyorum ve bunu University of West London’ın düzenlediği London Collage of Music sınavlarıyla dünya genelinde geçerliliği olan notlarla belgeliyorum. En düşük notumun 90 olması bana büyük avantaj sağlıyor. 

    Yazları boş zamanlarımı uluslararası öğrenci platformlarında (AIESEC vb.) gönüllü olarak çalışarak geçiriyorum ve bu bana öğrendiğim dilleri ücretsiz olarak pratik yapabilme olanağı sağlıyor. İngilizce ve Almancayı çok iyi düzeyde, İspanyolca ve İtalyancayı başlangıç düzeyinde biliyorum. Tabii o iki dili daha da geliştireceğim.” 

    Bugün İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi olan Rümeysa geleceğe de umutla bakıyor. Hedefi, mesleğinde isim yapacak düzeyde başarılı olabilmek. Kendisine doğduğu günden itibaren yardım yapan TSK Mehmetçik Vakfına ilişkin duygu ve düşüncelerini ise şöyle dile getiriyor Rümeysa: 

    “Mehmetçik Vakfı büyük bir aile… Mehmetçik Vakfının bazen bize ebeveynlerimizden bile daha yakın olduğunu söylemek isterim. Çocukluktan gençliğe uzanan uzunca bir zaman zarfında, maddi manevi desteğinden bir an bile kuşku duymadığım, hep yanımızda olduğunu hissettiren güçlü bir aile. 

    Tüm bunların yanı sıra Mehmetçik Vakfına bağış yapan bağışçılarımıza minnettarım. Günümüzde, yetenekleriniz ve zekânızın göz ardı edildiği, maddi anlamda büyük bir fırsat eşitsizliği bulunuyor. Vakfın bana yaptığı öğrenim yardımı, planlı kullanıldığında benim için çok özel eğitimlerin bile karşılanabileceği çok değerli bir fırsattı. Hayatımı yaşanmaya değer kılan bir kariyere sahip olmamda en büyük katkıyı sağlayan ve bağışçılarla aramızda köprü vazifesi gören Mehmetçik Vakfına ayrıca minnettarlığımı belirtmek istiyorum.” 

    Babasının komutanı ile Pamukkale’de buluştu 

    TSK Mehmetçik Vakfının Vakıftan yardım alan Mehmetçik çocuklarına yönelik düzenlediği “Kültür Gezisi”ne katılan Rümeysa Yigen’e hoş bir sürpriz de oldu. Gezi güzergâhı üzerinde bulunan Denizli Pamukkale’de babasının askerliği sırasında komutanlığını yapan Kıdemli Başçavuş Hüseyin Ayvalı ile buluştu. 

    Halen Honaz Jandarma Trafik Tim Komutanı olarak görev yapan Kıdemli Başçavuş Ayvalı ile Pamukkale’de bir araya gelen Rümeysa, “Hüseyin Amca”sı ile hasret giderdi. Kd. Bşçvş. Ayvalı, Rümeysa’yı bebekliğinden beri tanıdığını, babası öldükten sonra da iletişimi hiç kesmediğini belirterek, “Rümeysa da benim bir kızım. O bize babasının emaneti. Onu da kendi ailemin bir bireyi olarak görüyorum. Eğitiminde gösterdiği üstün başarılarla da gurur duyuyorum” dedi.

  • Kapat

    Şehit oğlu Ahmet Bektaş: Kader birliğimiz bizi büyük bir kardeşliğe götürdü...

    Bugün 20 yaşına gelmiş yakışıklı bir üniversite öğrencisi o. Doğum günlerini hep buruk, hep yarım kutlayan bir delikanlı… Çünkü ailesi onun dünyadaki birinci yaşını kutlamaya hazırlanırken, babasının ölüm haberi herkesi yasa boğulmuş. Ahmet Bektaş, bugün Doğuş Üniversitesinde psikoloji okuyor. Büyük bir gururla şehit bir babanın oğlu olduğunu söyleyen Ahmet, hayatını ve gelecek planlarını Mehmetçik Vakfı dergisi ile paylaştı.

          Ben babaannem ve dedemin yanında büyüdüm annemle birlikte… Altı yaşına  kadar köyde yaşadıktan sonra annem benim daha iyi bir eğitim alabilmem için il merkezine taşınmış. Zaten annem benim hayattaki en büyük destekçim, koruyucum ve kollayıcım oldu. Ona duyduğum sevgimi ve minnetimi kelimeler zor dile getirir. “10 Ağustos 1994 tarihinde Aksaray’a bağlı Yağan köyünde kahraman bir babanın tek çocuğu olarak dünyaya geldim. 10 Ağustos 1995 tarihinde, benim tam da bir yaşına bastığım gün, acı haber baba ocağının tam orta yerine düşmüş… Hakkâri ili Çayırlı Karakoluna Jandarma Çavuş olarak dağıtımı yapılmış olan babam, Çukurca ilçesi Çayırlı-Işıklı köyleri arasında Mevzitepe Mevkiinde, bölücü örgüte karşı yapılan bir operasyonda mayına basması sonucu şehitlik mertebesine ulaşmış. O mayına bastığında sadece babam şehit olmadı, benim ve annemin geleceği de yeni baştan yazıldı.

          Şimdiye kadar hayata karşı farklı bakabilen ve hayatın bütün zorluklarını omuzlarında taşıyan bir çocuk olarak yaşadım. Fakat bu geçen yirmi yılda, şehit oğlu olmanın haklı gururunu da içimde taşıyorum. Elbette kolay değil ama şehit oğlu olmak benim için hayatta şeref duyabileceğim en önemli şeylerin başında geliyor.

          Baba diye boynuna atılmayı öyle isterdim ki…

          Evet, ben de tıpkı diğer şehit çocuğu kardeşlerim gibi ‘görmediğim bir adamı’ özlüyorum. Ona sarılmayı, ‘baba’ diye boynuna atılmayı o kadar çok isterdim ki… Halen onun bize bıraktığı emanetleri her elime aldığımda, gözlerim doluyor. Babamı tanımıyorum ama onun oğlu olmaktan şeref duyuyorum. Babam hakkında anlatılanlar, onunla ilgili konuşmak beni çok mutlu ediyor. Futbol aşığıymış mesela… Koyu bir Fenerbahçeliymiş… İçimden ‘bunları keşke onunla konuşabilseydim’ diyorum. Özellikle komutanlarının, babamın hatıra defterine yazdıklarını okuyunca tüylerim diken diken olmuştu. ‘İşte’ dedim kendi kendime… Ben böyle bir babanın evladıyım ve bundan da gurur duyuyorum. Şunu gayet iyi biliyorum ki şehit çocuğu olmanın getirdiği ağırlığı her omuz taşıyamaz.

          Lisedeyken sosyal bir alanda meslek sahibi olmak istedim. Bu nedenle üniversite tercihim de bu yönde oldu. Şu anda Doğuş Üniversitesinde psikoloji okuyorum. Sevdiğim ve istediğim bir bölümdeyim. Okulumu güzel bir dereceyle bitirmek en öncelikli hedefim. Sonrasında vatan borcumu iyi bir psikolog olarak ödemeyi istiyorum.

          Mehmetçik Vakfı beni büyük bir aile ile tanıştırdı

          Mehmetçik Vakfını kurumsal olarak biliyordum tabii. Ama asıl tanışmam evimize gelen bir gezi daveti ile oldu diyebilirim. Katıldığım kültür gezileri sayesinde anladım ki Mehmetçik Vakfı şehit ve gazi çocuklarını önemseyen, onlara gerçekten yardım eli uzatan büyük bir aile. Mehmetçik Vakfı sayesinde yalnız olmadığımı anladım ki bu da benim için çok önemli… Vakıf sayesinde büyük bir aile ile tanıştım. Vakfa yapılan bağışlar sayesinde birçok şehit ve gazi çocuğu iyi bir eğitim alabilme şansına erişiyor. Bu çok ama çok önemli.

          Kültür gezileri aracılığı ile benimle aynı kaderi paylaşan birçok kardeşimle tanıştım ve çok da mutlu oldum. Kader birliğimiz, bizi büyük bir kardeşliğe götürdü. Gezi sırasında kardeşlerimle beraber güldüm beraber ağladım. Onlarla ortak bir şeyler yapmak beni çok mutlu etti. Gezide bize eşlik eden Mehmetçik Vakfının değerli çalışanları da bizimle yakından ilgilendiler, adeta bize ağabey ve abla oldular. Onlara buradan bir kez daha teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız. Şu an o kadar fazla kardeşim var ki onların kardeşi olmaktan beni çok mutlu ediyor.

          Vakfın kültür gezisi sayesinde üniversite eğitimi için geldiğim İstanbul’da hiç yalnız kalmadım. Çünkü gezide tanıştığım kardeşlerim, hep yardımcım ve destekçim oldular. Mehmetçik Vakfına yapılan bağışlar sayesinde şu an çok iyi bir eğitim alıyorum. Mehmetçik Vakfının yeri benim için çok özel. Şimdi nasıl Mehmetçik Vakfı bizlere destek veriyorsa bir gün ben de benim gibi olan kader arkadaşlarıma desteklerimi sunmayı bir borç edineceğim. Vakfın bütün bağışçılarına ve çalışanlarına  saygılarımı sunuyorum.”

          Babamın şehit olmadan önce defterine yazdığı şiir:

    Ağlama Anam

    Asker oldum Çukurca’ya düştüm

    Garip kaldım gözyaşı döktüm

    Komando oldum dağlara düştüm

    Sen ağlama dönerim anam

     

    Savaş olsa savaşa gitsem

    Boynumu kadere büksem

    Mermi yiyip toprağa düşsem

    Sarılıp boynuma ağlama anam

     

    Şehit olsam toprağa yayılsam

    Bayrağa sarılıp eve varsam

    Sizleri boynu bükük bıraksam

    Sarılıp boynuma ağlama anam

     

                                          JANDARMA ÇAVUŞ HACI BEKTAŞ 

  • Kapat

    Onlar, Mehmetçik ailesine ait iki kız kardeş…

    “Mehmetçik Vakfı bir kahraman gibi elimizden tuttu”

    Onlar, Mehmetçik ailesine ait iki kız kardeş… Abla Tuğba Doğanoğlu yeni mezun, henüz çiçeği burnunda bir iktisatçı. Kız kardeşi Rabia ise işletme bölümü ikinci sınıf öğrencisi. Babaları Selami Doğanoğlu, 1994 yılında vatani görevini yaptığı Erzurum’da hayatını kaybettiğinde Tuğba üç, kardeşi Rabia ise henüz iki yaşında imiş. Annelerinin hem analık hem de babalık ederek büyüttüğü bu iki kız kardeş, hayat yolculuğunda hep birbirlerine destek olarak yürümüş. Gerisini kendilerinden dinleyelim: 

     

    Tuğba DOĞANOĞLU:

    Ben 1991 yılında Nevşehir'in Acıgöl ilçesinde doğdum. İlkokul ve ortaöğretimimi Nevşehir’de liseyi ise Kayseri’de okudum. Daha sonra Erciyes Üniversitesi iktisat bölümünü kazandım ve bu yıl mezun oldum. 

    Babam ben üç yaşındayken 1994 yılında Erzurum'da şehit oldu. Benim hatırladığım tek şey babamın Türk bayrağına sarılı tabutu… O kare hep gözümün önünde. Bir de babamla geçirdiğim, hayal meyal hatırladığım küçük anlar… Sadece o kadar. Benim hayatım, annem ve kız kardeşim Rabia. Annem benim gözümde bir kahraman. Genç yaşta eşini kaybetmiş ancak dimdik ayakta durmuş. Bazen annemin yaşadığı o acı günleri düşünüyorum “nasıl dayanmış” diye. Sonra “çok güçlü bir kadın olduğu için” diyorum. Hem anne hem baba olmak kolay değil bir kadın için. Ben hem anneme hem de her zaman yanımda olduğunu hissettiğim babama layık bir evlat olacağım. Her zaman güçlü bir karaktere sahip olduğumu biliyorum. Evet, çok özlüyorum babamı. İçimde hep bir burukluk var, kimsenin anlamadığı, bilmediği… Ama hayatın da bir şekilde devam ettiğini biliyorum. Babam içimde bir yerde yaşıyor zaten.  

    “Bağışçılara ne kadar teşekkür etsek az”

    Eğer Mehmetçik Vakfı olmasa, kültür gezilerini yapmasa benimle aynı kaderi paylaşan arkadaşlarımla tanışamazdım. Önceleri bize sadece maddi yardım yapan bir kurumdu. Ama 2010 yılında katıldığım geziden sonra gördüm ki aslında sadece maddi değil manevi olarak da yanımızda Mehmetçik Vakfı. Katıldığım gezilerde Vakıfta çalışan ablalarımı, ağabeylerimi tanıdım. Bize hiçbir zaman yabancı olmadılar. Her başımız sıkıştığında yanımızda olacaklarını biliyorum onlar iyi ki varlar. 

    Elbette bu gezide tanıştığım arkadaşlarım yalnız olmadığımı hissettiriyor onlar bana. Kurulan dostlukların hep devam etmesini umuyorum.  Okulumdan yeni mezun oldum. Bütün fırsatları deneyip başarılı yerlere geleceğim biliyorum. Bunun için de çok çalışacağım. Dediğim gibi hem anneme hem de babama layık bir evlat olacağım. 

    Vakfa bağışta bulunan bağışçılara ne kadar teşekkür etsek az… Biz, o bağışlar sayesinde bu yerlere geldik. Annem iki küçük çocukla ne yapacağını bilemezken Mehmetçik Vakfı bir kahraman gibi bizim elimizden tuttu. Bu da Vakfa destekte bulunan bağışçılar sayesinde oldu tabi ki... Herkese çok teşekkür ediyorum iyi ki varsınız. 

    Rabia DOĞANOĞLU:

    1992 yılında Nevşehir’de doğdum. İlkokulumu Nevşehir’de 75’inci Yıl İlköğretim okulunda tamamladım. Ortaokul ve lise hayatıma Kayseri’de devam ettim. Şu anda Erciyes Üniversitesi İşletme Bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim. İki kardeşiz ben ve ablam. Ablam benim hayatımdaki en değerlimdir. Hayat arkadaşım, dostum, yoldaşım...

    Babam, 1994 yılında Erzurum da vatani görevini yaparken ben henüz iki yaşındayken kahramanca şehit olmuş. Babam şehit olduktan sonra annem ablam ve ben anneannemlerin evine gelmişiz. Artık yaşantımıza orada devam etmişiz. O zamanları elbette ki hatırlamıyorum. Hiçbir şeyden haberim olmadığından belki de her şeye gülüyordum. Babamın cenazesini belki de gülerek uğurladım. Belki de ağladım tabutuna o minicik ellerimle dokunarak… Hatırlamak mümkün olsa keşke… O zamanı bir kere görmüş olsaydım, dokunsaydım sarılsaydım içime çekip hissedebilseydim. Her zaman sokaktaki çocuklara özenmişimdir, babasıyla vakit geçiren gülen mutlu yüzlere. Ama hiçbir zaman bu duruma isyan edip kendimi yıpratmadım. Her zaman için daha güçlü olmak zorundaydım ve oldum da.  Babama layık bir evlat olmak için elimden gelen her şeyi yaptım yapıyorum da. O her zaman benimle bunu da biliyorum. Ben gene çok şanslıyım adımı babam koymuş çünkü. Onun kızı olmaktan da gurur duyuyorum.

    “Görmediğim bir adamı özlüyorum”

    En önemlisi de böyle bir annem olduğu için ayrıca gurur duyuyorum. Onunla her zaman gurur duydum. Bizlere hem annelik hem babalık yaptığı için… Bizim mutsuz olmayalım diye elinden gelen her şeyi yaptığı için... Bu yüzdendir ki annelerin hakkı asla ödenmez. Her geçen gün daha da güçlendim vatanıma babama anneme layık olmak için çabalıyorum. Şehit kızıyım demekten de gurur duydum her zaman. Çoğunlukla kendimin psikologu oldum. Her zaman olumlu düşündüm kendimle konuştum belki saçma gelecek ama insan kendiyle konuşarak da rahatlayabiliyor. Bazen çok özlüyorum babamı… Soruyorlar bana görmediğin adamı nasıl özlersin diye özleniyormuş işte diyorum onlara.

    Doğrusunu söylemek gerekirse kültür gezisine katılana kadar Mehmetçik Vakfı hakkında çok bir bilgim yoktu. Ama bu durum geziye gidip orada güzel dostluklar kurana kadardı. Benimle aynı duyguları paylaşan kardeşlerim olup, Vakıf personelini tanıyana kadardı. Türkiye'nin her yerinden benimle aynı duyguları taşıyan güzel kardeşlerim oldu. Vakıf, benim için artık kocaman bir aile… Mehmetçik Vakfı sayesinde çok fazla dost kazandım. Bu güzel dostlukların gerçekleşmesini sağlayan Mehmetçik Vakfına ve personeline çok teşekkür ederim. Orada kurduğum dostluklar benim için çok kıymetli. Hepsiyle konuşurken kendimi daha iyi hissediyorum. Onların da benim gibi düşünüp, benim hissettiklerimin aynısı hissettiklerini biliyorum. Kısacası birbirimizi tanıma fırsatı sağlayan Mehmetçik Vakfına çok ama çok teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca bize desteklerini esirgemeyen tüm bağışçılarımıza da sonsuz teşekkürler. İlerde iş hayatıma atılınca yapmak istediğim en güzel şeylerden birisi de Mehmetçik Vakfına, benim gibi olan tüm kardeşlerime bağış yapmaktır. Dilerim bu hayalim gerçek olur.

  • Kapat

    O, ailesinin, takım arkadaşlarının ve kulübünün olduğu gibi TSK Mehmetçik Vakfının da gururu.

    TSK Mehmetçik Vakfı öğrencilerinden milli sutopu oyuncusu Uğur Aşı:

    “Bayrağımızı çeşitli ülkelerde temsil etmenin zevkini ve gururunu yaşadım”

    O, ailesinin, takım arkadaşlarının ve kulübünün olduğu gibi TSK Mehmetçik Vakfının da gururu. Üç yaşından beri su sporlarıyla ilgilenen ve Haliç Üniversitesi İç Mimari Bölümünde okuyan Uğur Aşı aynı zamanda milli su topu oyuncularımızdan

    Bize kendinizden bahseder misiniz?

    1989 İstanbul doğumluyum. Ailenin tek çocuğuyum. İlk ve orta öğrenimimi ülkemizin en iyi okullarında okuduğuma inanıyorum. Bu süreçte İngilizce ve Fransızca öğrendim. Şu an Haliç Üniversitesinde İç Mimari Bölümünde okuyorum. Not ortalamam çok yüksek. Bunun en önemli nedeni okuduğum bölümü çok sevmem ve eğitmenlerimin Türkiye’deki alanına en hâkim hocalar olması diye düşünüyorum. Elbette sporculuğun kattıkları da bunda etken olabilir.

    Sporculuk serüveniniz nasıl başladı? Hangi aşamaları kat ettiniz?

    Üç yaşımdan beri spor yapıyorum. İstanbul Yüzme İhtisas Kulübünde yüzme sporuna başladığımda kulübün Sırp sutopu antrenörünün benden iyi sutopu oyuncusu olacağını söylemesi ve takıma alması ile başlayan sutopu yaşantım, hayatımı hep belirli bir disiplin içerisinde yürütmemi sağladı.

    İlk defa 13 yaşımda yaş guruplarında milli takıma dâhil oldum. O günlerde aynı zamanda bir üst yaş gurubunda da oynamaktaydım. Benden büyüklerle mücadele etmem, harika bir kulüpte Türkiye’nin en iyi sporcularıyla birlikte çalışmamın bugünlere gelmemde çok faydası oldu.

    Sutopu, takım sporu olarak anlam ifade ettiği için takım ruhuna, iş birliğine, gurup çalışmasına, disiplinli yaşamaya ve hayatı programlamaya çok alışığım.

    Gençler Avrupa Şampiyonası’nda gol krallığını bir golle kaçırmış olduğumu şampiyona ertesinde öğrenmek, bana sporun sadece havuzda/sahada yapılmadığını, istatistiksel olarak da bir takım çalışması olduğunu öğretti. Hiçbir şeyi gözden kaçırmamak gerektiğini ve bilimsel verilere değer vermenin önemini acı bir yoldan öğrenmiştim.

    “Bu sporu para için yapmıyorum”

    Spor yaşantım halen devam ediyor. Her ne kadar çok zorlansam da yaz tatili için zaman bulamasam da antrenmanlar, kamplar, deplasmanlı lig maçları, milli takım derken, özel hayatımı genelde yaşıtlarım gibi yaşayamasam da bırakmayı istemiyorum. Bu sporu para kazanmak için yapmıyorum. Futbol ya da diğer profesyonel sporları yapanlar, benim yaşımda ve konumumda büyük servetler için spor yapıyorlar. Oysa ben sadece spor yapıyorum. Senelerdir bayrağımızı çeşitli ülkelerde temsil etmenin zevkini ve gururunu yaşadım. Benimle beraber bu sporu yapan, tüm sutopu yapan arkadaşlarım da benimle aynı durumda. Yaşam tarzımız bu oldu artık. Okullarımız ve havuzlar arasında yaşıyoruz.

    Aynı zamanda Haliç Üniversitesinde eğitim de görüyorsunuz, kariyer planlamanız nedir? Spor sizin için hangi noktada?

    Dediğim gibi iç mimarlık okuyorum ve gelecekteki mesleğimin benimle çok örtüştüğünü düşünüyorum. Burada geçirdiğim zaman hayatımın en güzel günleri diyebilirim. Klişe olacak belki ama gerçek bu. Harika bir üniversitede, muhteşem hocalarla, çok sevdiğim arkadaşlar arasında okuyorum. Neredeyse okul bitmesin diyeceğim. Ama planlarım arasında yurt dışında yüksek lisans yapmak var. Henüz karar vermedim, zira okulumdan bilgi desteği alacağım ama İtalya’da Floransa, İngiltere ya da Kanada’da yüksek eğitimimi tamamlamak niyetindeyim. Bu süreçte gittiğim yerde de sutopu oynarsam hiç de fena olmaz diye düşünüyorum.

    TSK Mehmetçik Vakfı sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor? Vakıfla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

    En başta sadece bana para yollayan bir kuruluştu TSK Mehmetçik Vakfı. Bunun hakkım olduğu için yollandığı söylenmişti bana. Uzun süre sorgulamadım ama daha sonraları bunun anlamını kavrayınca (ki yeni buluğ çağına girmiştim) hem iyi bir eğitim alarak hem de milli takım sporcusu olarak ulusumu ve bayrağımı en iyi şekilde temsil ederek bunun karşılığını ödemeye çalışacaktım. Verdiğim karar buydu ve şimdiye dek uygulayabildim.

    TSK Mehmetçik Vakfı bağışçılarına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

    TSK Mehmetçik Vakfına bağış yaptıklarına göre Vakıf hakkında bilgileri vardır diye düşünüyorum. Ekleyebileceğim tek şey, bağışçılarımızın yaptıklarının doğru olduğundan şüphe duymamaları. Vakıf, ülkemizin ihtiyacı olan bir gücün yetişmesinde önemli bir görev üstlenmiş ve bunu başarıyla sürdürüyor. Ben sadece bir örneğim ama tek değilim.

  • Kapat

    Baba kelimesini her duyduğunuzda ya da söylediğinizde sizin hiç bilemeyeceğiniz bir anlamı ifade etmesi çok tuhaf…

    Şehit Necdet Ayhan’ın oğlu iletişim fakültesi öğrencisi İsmail Ayhan: 

    “Babamın şehit olduğu yaştayım” 

    “Baba kelimesini her duyduğunuzda ya da söylediğinizde sizin hiç bilemeyeceğiniz bir anlamı ifade etmesi çok tuhaf… Öte yandan sizin için dünyadaki her şeyden daha önemli bir anlamı var bu kelimenin…” 

    “Bunları anlatırken ağlamamak istiyorum ama gözlerimden istemeyerek de olsa yaşlar akıyor ama şehit oğlu olmanın gurur verici duygusuyla göğsümü gere gere anlatabiliyorum.” 

    Aşağıda okuyacaklarınız şehit onbaşı Necdet Ayhan’ın hiç göremediği oğlu İsmail Ayhan’ın hikayesi… Bugün iletişim fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi olan İsmail, Mehmetçik Vakfı Dergisi ile hayallerini de paylaştı, babasının şehit olmadan onbeş gün önce yazdığı en son mektubu da… 

     

     

     

    “Ben 16 Şubat 1991’de Bilecik’de dünyaya geldim. Annem de babam da Bilecik Merkez’e bağlı Alpagut Köyü’nden… Babam şehit olduğunda ben henüz sekiz aylık bir bebekmişim. Ne babamın beni görmesi nasip olmuş ne de benim babamı… Kardeşim yok, tek çocuk olarak büyüdüm. 

    Yedi yaşıma gelene kadar annem ve anneannemle köyde büyüdüm. Beni bugünlere getiren bu iki kadın, annem Gülcan Ayhan ve anneannem Halime Çağlar benim için dünyadaki her şeyden daha önemli ve daha değerli. Canım annecim ve anneannecim bana hem anne oldular hem de babalık yaptılar. 

    Yedi yaşıma geldiğimde okula başlayacağım için merkeze taşındık. İlköğrenim ve liseyi Bilecik’te tamamladım. Daha sonra Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halka İlişkiler ve Tanıtım Bölümünü kazandım. Şu anda üçüncü sınıf öğrencisiyim. 

    “Benim babam bu vatan için şehit oldu” 

    Babam, askerlik görevini jandarma onbaşı olarak Hakkâri’nin Çukurca İlçesinde Çayırlı Sınır Karakolunda yapmış. 25 Ekim 1991 Cuma günü sabaha karşı terör örgütü tarafından karakol baskını yaşanmış ve babamla birlikte on yedi arkadaşı şehit olmuş. Babamın askerliğinin bitirmesine 58 günü varmış. Babam şehit olduğunda, şu an benimle aynı yaşta 22 yaşındaydı… Bunları anlatırken ağlamamak istiyorum ama gözlerimden istemeyerek de olsa yaşlar akıyor. Ama şehit oğlu olmanın verdiği gururla göğsümü gere gere anlatabiliyorum: Benim babam bu vatan için şehit oldu! 

    Şehitlik herkese nasip olan bir durum değil, şehit oğlu olmak da öyle. Bu dünyaya gözlerimi açtığımda herhangi bir çocuk gibiydim, ama bir şehit oğlu olarak büyüdüm. Şehit oğlu olarak büyümek hem anlatılamayacak kadar güzel hem de o derece üzücü bir durum. Onun için bu duyguyu dile getirmek çok zor. Babanız yok, ‘baba’ kelimesinin anlamını bilmiyorsunuz ve ne acıdır ki hiçbir zaman da öğrenemeyeceksiniz… O kelimeyi her duyduğunuzda ya da söylediğinizde sizin hiç bilemeyeceğiniz bir anlamı ifade etmesi çok tuhaf… Öte yandan sizin için dünyadaki her şeyden daha önemli bir anlamı var bu kelimenin… 

    “Hayatınızdaki tek kahramanınız yok” 

    Hayata karşı farklı bakabilen ve hayatın bütün zorluklarını omuzlarında taşıyabilen olgun bir çocuk olarak doğuyor ve büyüyorsunuz. Çünkü hayatınızda size rol model olacak, size örnek alacak tek kahramanınız babanız yok! Fakat ben şuna inanıyorum; eğer Allah babanızı şehit olarak yanına almışsa, babalık duygusunu ve onun bütün özelliklerini size vermiş oluyor ve işin ilginç yanı siz de her zaman bunun farkında oluyorsunuz. 

    Çevremdeki insanlar şehit oğlu olduğumu duyduklarında her zaman saygıyla karşılayıp üzülmemem gerektiğini bu gururu herkesin yaşayamayacağını söylüyorlar. Ben de buna inanıyorum. 

    Kariyer planları… 

    Aslında bu konuda birden fazla olasılık var kafamda. Örneğin bir yandan halkla ilişkiler ve tanıtım olan mesleğimi yapmak istiyorum. Diğer yandan da çocukluğumdan beri gerçekleştirmek istediğim hayalimi gerçekleştirmek, subay olmak istiyorum. Onun için seneye sözleşmeli subaylık sınavlarına gireceğim. Umarım kazarım. Şimdilik ne olacağını ben de tam bilmiyorum, zaman içerisinde nerede olacağım netleşecek. 

    “Mehmetçik Vakfı bize hep destek oldu” 

    Mehmetçik Vakfı bize hep destek oldu, ben de oradan aldığım öğrenim yardımı ile Vakfı tanıyordum. Gerçi Vakfı sadece bizlere maddi anlamda destek sağlayan bir kuruluş olarak dar bir kapsamda biliyormuşum. Biliyormuşum diyorum çünkü 2012 yazında katıldığım, Mehmetçik Vakfının şehit ve gazi çocuklarını buluşturduğu gezide Vakfı gerçek anlamda tanıdım. Bu gezi sayesinde benim gibi birçok kardeşim olduğunu, Vakfın sıcak bir aile ortamının bulunduğunu öğrendim. Vakfın kafamdaki soyut halini, bu gezi ile somut hale dönüştürdüm. Benim gibi aynı durumda olan farklı alınyazılarına sahip ‘kardeşim’ dediğim dostlarımla Mehmetçik Vakfı sayesinde tanışma ve konuşma fırsatım oldu. Bunun için Mehmetçik Vakfındaki bütün ağabeylerime ablalarıma çok teşekkür ediyorum. 

    Vakfa yapılan bütün bağışlar, bu vatan için canı vermiş aziz şehitlerimizin ve bu vatana bedenlerinden bir parça katarak bugünlere gelmemizi sağlayan değerli gazi ağabeylerimin ailelerine ve onların evlatlarına verilmekte… Bunu herkesin bilmesini istiyorum. 

    Mehmetçik Vakfının kurulmasını sağlayan herkesi saygıyla anıyor ve bizim bu günlere gelmemizde çok büyük yardımları olan ve o zamandan bugüne kadar olan sürede Vakfa emeği geçenlere, en başta da değerli Mehmetçik Vakfı bağışçılarına şükranlarımı sunuyorum. Mehmetçik Vakfı ailesi ve sevgili kardeşlerim, sizleri çok seviyorum. 

    Babamın şehit olmadan on beş gün önce gönderdiği mektuptan…

     

    Burası kuşların değil, kurşunların uçtuğu

    Dudakların değil, silahların konuştuğu

    Güllerin değil, kan ve barutun koktuğu bir bölgedir.

    Bu zalim yerde kendi elinde taşıdığı sağ elindeki G-3 otomatik tüfeğiyle kendi kaderini çizen,

    Katılmış olduğu operasyonlarda şeytanı kendi oyunuyla yenen,

    Bölücü eşkıyanın korkunç rüyası, amansız bekçisi, güzel Türkiye’nin yılmaz bekçisi diyor ki;

    “Benim üzerinde yaşadığım bu topraklarda ölmekten yana korkum yoktur. Tek korkum unutulmaktır. Ölmek unutulmak değildir. Unutulmak ölmektir.

    Atılan kurşunu düğün mü sandınız? Bayrağa sarılanı gelin mi sandınız?

    Her Hakkâri’ye geleni ölür mü sandınız?

    Ağlamayın sevdiklerim dönerim bir gün.

    Güler zalimler, ağlar garipler,

    Kimler gelecek bu ocağa kimler?

    Bir gün silah yerine gül tutacak bu eller…

    Gülmez demeyin, gülecek bu yüzler…

    Bir gün solsa da bu güller, bir sır gibi geçse de bu günler

    Her gün acılar, her gün zulümler…

    Bitmez demeyin bitecek bugünler. 

    Necdet AYHAN

     Şehit Necdet AYHAN

  • Kapat

    Benim ismimi babam vermiş. Adı ‘Hilal olsun’ demiş ben dünyaya geldiğimde.

    Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Hilal Çolak:

    Şehit kızı olma vasfını gururla taşıyorum.

    Benim ismimi babam vermiş. Adı ‘Hilal olsun’ demiş ben dünyaya geldiğimde. Vatanına duyduğu sevgi ve minneti adımda yaşatmak istemiş. Ama yetmemiş… Bu uğurda canını da vermiş. Onun kızı olduğum için gurur duyuyorum.

      

    İşte bu sözlerle kendisini anlatmaya başlıyor Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Hilal Çolak… 1994 yılında Hakkari Yüksekova’da girdiği çatışmada kahramanca şehit olan Şenol Çolak’ın kızı Hilal ise vatan borcunu bir gün iyi bir doktor olarak ödemek istiyor.

    1993 yılında İstanbul’da gözlerini dünyaya açıyor Hilal… Adını çok sevdiği babası koymuş. Bu yüzden isminin özel bir anlamı var onun için. Bakın nasıl anlatıyor babasının kendisine neden “Hilal” ismini verdiğini:

    “Benim ismimi babam vermiş. Adı ‘Hilal olsun’ demiş ben dünyaya geldiğimde… Vatanına duyduğu sevgi ve minneti adımda yaşatmak istemiş. Ama yetmemiş… Bu uğurda canını da vermiş. Onun kızı olduğum için gurur duyuyorum.”

    Hilal, daha baba kokusunu bile tam bilemeden askere gitmiş babası Şenol Çolak... 1994 yılında Hakkari Yüksekova’da girdiği çatışmada şehit olmuş bu kahraman Mehmetçik, geride bir yaşındaki kızı Hilal ve gözü yaşlı eşini bırakarak…

    Zaman elbette çok kolay geçmemiş Hilal ve annesi için. Zorluklara birbirlerine tutunarak göğüs germişler. Kızı için bir de “baba” olmuş annesi her zaman…

    “Tahmin edersiniz ki babama dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Sadece resimler ve bana anlatılanlar… Babam şehit olduğunda ben bir yaşında olduğum için hatırladığım ortak bir anımız yok. Hayatımda hep annem vardı. Annemle birlikte hayatın bize getirdiklerine yan yana göğüs gerdik şimdiye dek. Hep birbirimizden destek aldık, o benim her şeyim.”

    “Vatan borcumu iyi bir doktor olarak ödeyeceğim”

    Sonraki yıllarda Hilal, ne annesini ne de şehit babasını utandırmış. Aksine öyle çalışkan ve parlak bir öğrenciymiş ki bütün okullarını başarıyla bitirmiş, annesinin hep gururla bahsettiği kızı olmuş. Önce Fen Lisesi, sonra Dokuz Eylül Tıp Fakültesi… Ama Hilal’in hedefleri bitmiyor; o da vatan borcunu ödemek istiyor bir gün iyi bir doktor olarak…  

    “Şu an eğitimime Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde devam ediyorum. Bugüne kadar hep eğitim hayatımda istediğim yerde olabilmeyi başardım. Başarılı geçen ilkokul hayatımdan sonra fen lisesi ardından tıp fakültesi… Bundan sonraki hedefim okulumu başarıyla bitirip vatanıma milletime hayırlı bir doktor olmak. Ben de vatan borcumu bu şekilde ödeyebilirim belki.

    Şehit kızı olma vasfını 18 yıldır gururla taşıyorum. Bunu çekinmeden dile getirebildiğim için çevremdekilere ayrıca teşekkür etmem gerekir. Şehit ve gazilere verdikleri değeri onların gözlerinde görmek beni daha çok gururlandırıyor. Tabii ki zorlandığım zamanlar olmuyor değil. Sonuçta ülkemizde her türlü insan yaşıyor. Bu zorluklar bazen gözümde bir damla yaşa neden olsa da ben bunların benim geleceğime daha güçlü adımlarla hazırlanmamı sağladığını düşünüyorum. “

    TSK Mehmetçik Vakfının da özel bir önemi var Hilal için… Kocaman bir Mehmetçik ailesinin üyesi o da. TSK Mehmetçik Vakfı ile ilgili düşüncelerini ise şu sözlere dile getiriyor Hilal:

    “TSK Mehmetçik Vakfını iki yıl öncesine kadar eğitimime katkı sağlayan bir kaynak olarak görüyordum. Ama şimdi manevi değeri benim için daha önemli. İki yıl önce yapılan kültür gezisi sayesinde TSK Mehmetçik Vakfıyla tanıştım. Bu geziler sayesinde aslında ne kadar büyük bir aileye sahip olduğumu gördüm. Benimle aynı kaderi paylaşan şehit ve gazi çocuklarıyla, vakıf çalışanlarıyla, bağışçılarla tanışma fırsatım oldu. Bu kadar büyük bir ailenin üyesi olduğum için çok mutluyum. Bana ve benim gibi yüzlerce diğer arkadaşıma sahip çıktığı için TSK Mehmetçik Vakfına çok teşekkür ediyorum.

    Bir diğer teşekkürüm de Vakfa bağış yapan tüm hayırsever insanlara: Bizi unutmadığınız için teşekkür ederim.”

  • Kapat

    Emre Korkut, terör gazisi Sezgin Korkut’un oğlu…

    Terör gazisi babanın askerî okul öğrencisi oğlu: 

    “Gazi çocuğu olmak kadar şeref duyabileceğim başka bir şey yok” 

    Emre Korkut, terör gazisi Sezgin Korkut’un oğlu… Kendi deyişiyle “hayatı boyunca her adımını gazi bir babanın oğlu olduğunu düşünerek” atmış. “Gazi çocuğu olmak kadar şeref duyabileceğim başka bir şey yok” diyecek kadar babasıyla gurur duyuyor Emre… O kadar ki babasının da etkisiyle meslek olarak askerliği seçmiş. Şu anda Balıkesir K.K. Astsubay Meslek Yüksek Okulunda öğrenci olan Emre Korkut, “Çok büyük ideallerim var. Bir saniye bile düşünmeden ülkem için her şeyi yapmaya hazırım” diyor. 

     

     

    Bize kendinden bahsedebilir misin? 

    1993 yılında Ankara'da doğdum. Güneydoğu gazisi bir babanın, ev hanımı bir annenin oğluyum. İki kardeşim daha var. Biri lisede diğeri ise ilkokulda okuyor.  İlkokul, ortaokul ve liseyi Ankara'da okudum. Babamın da etkisiyle hep asker olmak istedim. Bunun için hep çabaladım. Şimdi Balıkesir K.K. Astsubay Meslek Yüksek Okulunda öğrenciyim ve bundan dolayı da çok mutluyum. 

    Baban terör gazisi… Bir gazinin oğlu olarak büyümek seni nasıl etkiledi? 

    Babam 1994 yılında, ben henüz bir yaşındayken Tunceli Ovacık'ta gerçekleşen operasyon sırasında başından yaralanarak gazi olmuş. Babamın görüntüde herhangi bir sorunu yok gibi görülse de başından yaralandığı için iki yıl sara krizleri geçirmiş, çeşitli tedavilerle üstesinden gelmiş. Ancak o zaman doktorlar ilerleyen yaşlarda bu durumun tekrar yaşanabileceğini söylemişler.  Ne yazık ki babam son zamanlarda tekrar bu sorunla karşı karşıya geldi. Bizi tek mutlu eden krizlerin seri halde olmaması… Bu sıkıntıların dışında ben büyürken hep babamın gazi olmasından dolayı onur duydum. Attığım her adımda onun gaziliğini düşünerek hareket ettim. Yaşadığımız yerdeki insanlar da hep bunun bilincinde olarak yanımda oldular. Ve bir gazi çocuğu olmak kadar şeref duyabileceğim başka bir şey yok.  

    Bundan sonraki hayatında hedeflerin neler? 

    Ben şu anda Balıkesir K.K. Astsubay Meslek Yüksek Okulunda askerî öğrenci olarak öğrenim görüyorum. İleride Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı bir personel olarak hizmet verecek olmam, benim çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir şeydi. Söylediğim gibi bu mesleği seçmemde babamın gazi olması ve elbette hayallerimin çok önemli etkisi oldu. Ortaokuldan mezun olduğumda askerî liseyi sadece bir puanla kaçırmıştım ve bu beni o zaman o kadar çok üzmüştü ki bir şans daha istedim hayattan… Hayat, liseden mezun olduktan sonra bu şansı yeniden bana verdi ve şimdi okuduğum okulu kazandım. Şu anda bulunduğum yerden çok memnunum. Okul komutanlarımın gazi çocuğu olmam dolayısı ile bana gösterdi ilgi de beni çok mutlu ediyor. 

    Benim bu meslekte çok büyük ideallerim var. Bana verilen görevin bilincinde olup, hayatım boyunca bir saniyede düşünmeden ülkem için her şeyi yapmaya hazırım. 

    Mehmetçik Vakfı ile nasıl tanıştın? 

    Mehmetçik Vakfı aslında hep hayatımda vardı ama benim onunla gerçek anlamda tanışmam lisede oldu. Babamın işleri dolayısıyla Vakfa gitmesi gerekmişti ve ben de onunla gitmiştim. İlk kez o zaman Mehmetçik Vakfının kapısından içeri girdim. Ama asıl 2012 yılında yapılan kültür gezisi benim Mehmetçik Vakfını gerçekten tanımama neden oldu. Adım adım Kurtuluş Savaşı güzergâhını takip ettik, diğer şehit ve gazi çocuğu kardeşlerimle biraraya geldik. Vakfın böylesine önemli bir şeye vesile olması gerçekten çok güzel… Öyle ki on günlük gezi bittiğinde hepimiz öyle üzülmüştük ki ayrılmak çok zor geldi. Ama yine de kendi aramızda mümkün olduğunca görüşmeye devam ettik. 

    Biraz önce bahsettiğim kültür gezisi benim için çok öğretici oldu. Çünkü bu gezi sırasında Vakıf hakkında ayrıntılı bilgi sahibi oldum. Yine şehit ve gazi çocuğu olan arkadaşlarımla birlikte, Vakfa bağış yapan kişilerle buluşup yemek yedik. Bütün bunlar sonunda diyebilirim ki yapılan bağışlar amacına ulaşmaktadır. Ayrıca böylesine güzel bir vazife için oluşan Vakfın, amacından bile fazlasını yaptığını söyleyebilirim.  

    Mehmetçik Vakfı Dergisi aracılığı ile iletmek istediğin bir mesajın var mı? 

    Mesajım var tabi… Önce diğer kardeşlerime söyleyeceklerimden başlayayım; kardeşlerim biz bu ülkenin kahraman gazilerinin ve şehitlerinin evlatlarıyız. Bu gurur bizim hayattaki en büyük yol göstericimiz aslında. Onların bu kahramanlıkları bize birer örnek olmalı ve onların bize gösterdiği yolda ilerlemeliyiz. Mehmetçik Vakfına da bizim için yaptıkları çalışmalardan dolayı çok teşekkür ederim.

  • Kapat

    "Bağışçıların sevgisini de bize iletiyorsunuz"

    Merhaba ben Selçuk Bazarcı. Eylül 1988’de Denizli’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Babadağ ilçesine bağlı Kelleci Köyü’nde tamamladım. Liseyi Denizli’de yatılı okuduktan sonra Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünü kazandım. Mezun olduktan sonra vakit kaybetmeden askere gittim sonrasında Gazi Üniversitesinde yine aynı bölümde yüksek lisansa başladım. 2013 Nisan ayında “Araştırma Görevlisi” olarak Muş Alparslan Üniversitesine atandım ve şuan orada çalışmaktayım.


    Henüz bir yaşımı doldurmadan önce babam Osman Bazarcı vatani görevini yapmak üzere askere gitmiş. Babamın askerliğini icra ettiği Şanlıurfa 20. Mekanize Tugayının üzerinden yüksek gerilim hattı geçmekteymiş. Bu hat üzerinde tamirat yapan görevliler, mesai saatinin dolması sebebiyle telleri tekrar gerdirmeden ve herhangi bir uyarıda bulunmadan evlerine dönmüşler. Babam da o bölgede gece nöbetini tutmak üzere görevlendirilmiş. Babamın sırtında yaklaşık üç metrelik anteni olan bir telsiz bulunmaktaymış. Babam da nöbet esnasında antenin tellere teması sonucu yüksek gerilim hattına kapılmış. 35 bin volt’luk elektrik akımı telsizin bağlı olduğu sağ kulaktan girip sol bacağı kopartarak çıkmış.


    Bir süre sonra babamı olay mahallinde bulmuşlar. Hemen hastaneye oradan Diyarbakır askerî hastanesine… İlk müdahalenin ardından helikopterle Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisine kaldırmışlar. Yüksek elektrik akımı babamın vücudunda ciddi yanıklara neden olmuş. Bir süre komada kaldıktan sonra bu durumu, GATA’da yirmiye yakın ciddi operasyon geçireceği iki yıllık bir süreç izlemiş. Şuan çok şükür kendisi çok sağlıklı, hem fiziksel hem de psikolojik olarak çok daha iyi durumda.


    “Annemin hakkını ödeyemeyiz”


    Bu elim olay gerçekleştiğinde annem erkek kardeşime hamileymiş. Babamın GATA’da tedavi gördüğü süreçte kardeşim dünyaya geldi. 90’lı yılların başındaki ekonomik kriz nedeniyle annem, evimizin yanındaki küçük tekstil atölyemizde babaannemlerle beraber çalışarak hem evin geçimini sağladı hem de babama refakat eden dostlarımıza ve akrabalarımıza para gönderdi.


    Mahkeme sürecinin uzun sürmesi nedeniyle babamın maaşı birkaç yıl bağlanmadı. Bu sürede bizi maddi manevi ayakta tutan, gece gündüz çalışıp çocuklarını büyüten o zor dönemde en büyük direnci gösteren insan annemdir onun hakkını ödeyemeyiz. Yıllar geçtikçe biz büyüdük. Babam, sık sık Ankara’ya ve İzmir’e giderek tedavisine devam etti. Zamanla hayatımız tekrar düzene girdi 2000 yılında da küçük kardeşim dünyaya geldi.


    Ailemin Mehmetçik Vakfıyla tanışması 90’lı yılların sonunda, benim ise lise yıllarında oldu. Biz belli bir yaşa geldikten sonra babam, böyle bir Vakfın olduğundan ve bizim okul masraflarımızı karşıladığından bahsetti. Doğrusunu söylemek gerekirse üniversiteye başlayana kadar yaşım küçük olduğu ve çok derinlemesine araştırmadığım için Mehmetçik Vakfının işleyişi, ne de devletten bir kuruş bile almadığına dair bir fikrim yoktu. Fakat Ege Üniversitesinde eğitim hayatıma başladığımda Mehmetçik Vakfının varlığını, gücünü ve bizler üzerindeki etkisini gerçek anlamda o zaman fark ettim.


    “Vakıf yabancı bir şehirde yalnız olmadığımı hissettirdi”


    İzmir’e yerleştikten sonra babamın tavsiyesiyle Vakfın İzmir Temsilciliğine ziyarete gittim. Bir gazi çocuğu olduğumu söylememin ardından, orada çalışan personelin ve komutanlarımızın beni sahiplenişi beni gerçekten çok etkilemişti. O gün yabancı bir şehirde yalnız olmadığımı bana hissettirdiler.


    Beş yıllık üniversite hayatım boyunca ara ara Vakfa gittim. Bize bağış yapanlarla da tanışma, sohbet etme fırsatım oldu. Oradaki deneyimlerim, gösterilen sevgi benim geleceğe güvenle, arzuyla bakmamda çok önemlidir.


    Aynı şekilde Ankara’da yüksek lisansa başladığımda da ilk işim yine Mehmetçik Vakfını ziyaret etmek oldu. Genel Müdürlük’te çok değerli insanlarla tanıştım. Her türlü sıkıntıda arkamda Mehmetçik Vakfının olduğunu bana hissettirdiler.


    2012 yazında Vakfın şehit ve gazi çocuklarına yönelik her yıl düzenlediği ve o yıl dördüncüsü düzenlenen kültür gezisine, üniversite okuyan erkek kardeşimle beraber katıldık. Ankara’dan başlayan Afyon, Denizli ve son olarak Ege sahillerinde gezilip görülebilecek birçok tatil yerini kapsayan, tüm masrafların Mehmetçik Vakfı tarafından karşılandığı toplamda 99 şehit gazi çocuğunu bir araya getiren, kaynaştıran on günlük muhteşem bir tatildi. Bizimle aynı kaderi paylaşan 97 kardeşimle tanışma, birbirimizi dinleme, başka arkadaşlarımıza anlatamadığımız anılarımızı, sırlarımızı anlatma şansını yakaladık. Orada çok güzel dostluklar edindim ve birçoğuyla hâlâ görüşüyorum.


    Bizlerden desteğini esirgemeyen bağışçılarımıza geldi söz… Çok değerli, vefalı ve cennetlik bağışçılarımıza tüm şehit ve gazi çocukları adına teşekkür ediyorum. Şu an bir yerlere gelmemizde onların katkısı çok büyük... Mehmetçik Vakfıyla tanıştığımdan beri, özellikle üniversite yıllarımdan itibaren maddi manevi her zaman Vakfın dolayısıyla bağışçılarımızın desteğini hep hissettim.


    “Mehmetçik Vakfı bağışçıların şefkat ve sevgisini de iletiyor”


    Genellikle bu tarz vakıfların en önemli eksiği, soyut bir kavram olarak algılanmasıdır. Fakat Mehmetçik Vakfı, diğerlerinden çok farklı bir konumda... Mehmetçik Vakfı, her zaman yardım alan kardeşlerimizin ihtiyaç duyduğu aile sıcaklığını onlara yansıtmaya çalışmış ve bunu başarmıştır. Mevzu gerçekten sadece para değil. Ben diğer gazi şehit çocuğu arkadaşlarla da tanıştıktan sonra buna kanaat getirdim. Mehmetçik Vakfı sadece yardım yapan bağışçılarımızın maddi varlıklarını aktarmada aracılık etmiyor, aynı zamanda onların şefkati ve sevgisini de getiriyor. Bu yüzden Vakfın bu işleyişi sağlamasında emek sarf eden herkese teşekkür ediyorum.


    Son olarak Vakıftan yardım alan kardeşlerimize naçizane bir tavsiyem, bir mesajım var. Kimimiz babasız doğdu, kimimizin ise başka başka yaşamları oldu. Ama sonuçta hayat devam ediyor. Tüm bu yaşadıklarımızın sebebi güzel vatanımızı daha da güzel hale getirmek içindi. Babalarımız bunun için üstlerine düşen görevi yerine getirdiler. Bayrağı devralma sırası şu an bizde. Onların ve bize destek verenlerin emeklerini boşa çıkartmamak için çok çalışalım, ulu önder M. Kemal Atatürk’ün bize öğütlediği gibi o gücü kendimizde bulalım.

  • Kapat

    "Mehmetçik Vakfının meslek sahibi olmamda ailem kadar desteği var"

    1989 Tirebolu / Giresun doğumluyum. Babam askere gittiğinde üç yaşındaydım ve annem kardeşime hamileydi. 1993 yılı mayıs ayında kardeşim Gökhan dünyaya geldi. O zamanlarda askerlik 15 aymış, ama çeşitli gelişmeler nedeniyle askerlik dört ay uzatılmış. Babamın kaza yapması da askerliğinin 15 ayını doldurduktan sonraki ilk ay içinde olmuş. Babam kaza yaptıktan sonra önce öldüğünü düşünmüşler, ama o zamanki birliğinin kıdemli üst teğmeni hastaneye götürmüş ve orada hayata dönmüş babam.


    Kaza haberini ilk dedeme haber vermişler. Dedem ve amcam, kötü bir şeyinin olmadığını küçük bir kaza olduğunu söyleyerek Erzurum’a gitmişler. Babam, bir aydan fazla yoğun bakımda kalmış ve dedem yanındaymış. Bizimkilere iyi olduğunu söylüyormuş. Kazadan sonra babamın bir gözü görmemiş. Babam kendine geldikten sonra annemler gerçeği öğrenmiş. Annem, kardeşim küçük olduğu için yanına gidememiş ama ben amcamlarla gitmiştim. Henüz beş yaşında olmama rağmen, o gün babamı o şekilde görmem hâlâ gözümün önünde… Neyse ki Allah’ım babamızı bize bağışladı…


    Tirebolu’ya yerleşmemiz, benim okula başlamamla oldu. O zamana kadar köyde dedemlerle yaşıyorduk. İlkokulu ve ortaokulu Tirebolu Kazım Karabekir İlköğretim okulunda, liseyi Giresun Hamdi Bozbağ Anadolu Lisesinde okudum. Lise bittikten sonra bir yıl dershaneye giderek üniversiteye hazırlandım ve 2008 yılında Uludağ Üniversitesi Tekstil Mühendisliğini kazandım. Hazırlıkla beraber beş yılın sonunda mezun oldum. Mezun olduktan bir ay sonra çok şükür mesleğimi elime aldım ve şu an büyük bir tekstil firmasında Müşteri Temsilcisi olarak çalışıyorum.


    Ailemin ilk Mehmetçik Vakfıyla tanışması babamın kazada öldüğüne inanmayıp hastaneye götüren üst teğmeni ile başlamış. Daha sonra Vakıf bizimle iletişimde bulunmuş ve neler yapmamız gerektiğini, haklarımızla ilgili bizi bilgilendirmiş. Bize yapılan yardımlarla ben de Vakıfla tanışmış oldum.


    “Arkamızda kocaman bir Mehmetçik ailesi”


    Vakıf, benim için iki yıl öncesine kadar eğitimime katkı sağlayan bir kurum olmaktan öte bir anlam taşımıyordu. Ta ki iki yıl önce Vakfın düzenlemiş olduğu “kültür gezisi”ne katılana dek… Mehmetçik Vakfının manevi değeri benim için şuan daha önemli. Asıl Mehmetçik Vakfıyla tanışmam “kültür gezisi”yle oldu diyebilirim. Gezi için davet geldiğinde kardeşimle gidip gitmeme konusunda tereddüt yaşamıştık ama gidince, o gördüğümüz sıcacık ortamıyla tereddüdümüzde yanıldığımızı hissettik. Aynı kaderi paylaştığımız şehit ve gazi çocuklarıyla, Vakıf çalışanlarıyla, bağışçılarla tanışma fırsatımız olması ve beraber bir şeyler paylaşmamız bizim için unutamayacağımız güzel anılardandır. En önemlisi arkamızda kocaman bir Mehmetçik Vakfı ailesi olduğunu gördük.


    İş hayatımın şu an çok başındayım. Öncelikle işimde kendimi daha da geliştirmeliyim. Bunun için de iyi bir yerde işe başladığımı düşünüyorum. Hem iş ortamı hem de işim açısından ilk iş hayatımda şanslıyım. Şu an çalıştığım yerde müşteri temsilcisi olarak çalışıyorum ve işimi seviyorum. Tecrübe kazandıkça yükselmek ve daha iyi pozisyonlara gelmek elbette isterim.


    Öncelikle bugünlere gelmemde, mesleğimi elime almamda ailem kadar yanımda olan ve katkısı olan Mehmetçik Vakfı ailesine çok teşekkür ediyorum.
    Vakıftan yardım alan kardeşlerime, Mehmetçik Vakfını sadece maddi açıdan yardım olarak görmemelerini, manevi açıdan da yanımızda olduğunu bilmelerini ve fırsatları varsa bir şekilde Vakıftakilerle tanışmalarını sıcacık ortamı görmelerini söyleyebilirim.


    Vakfa bağış yapan tüm hayırsever insanlara da ayrıca teşekkür ediyorum. Yardımları sayesinde eğitimimizi bitirip, meslek sahibi olduk. Emeği geçen herkese kucak dolusu teşekkürlerimi sunuyorum.

  • Kapat

    'Babam her an beni koruyor' Şehit Onbaşı Erdoğan Korkmaz'ın kızı Ergül Yadigar Korkmaz

    Kurumunuz tarafından hesabıma yatırmış olduğunuz yardım ödemesinden dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Duygularımı sizlerle paylaşmak istedim. Bu zamana kadar bana maddi ve manevi en büyük yardım ve desteği Mehmetçik Vakfı olarak sizler yaptınız. Ben böyle olmasını istemezdim. Keşke babam sağ olsaydı da, bayramda, ağladığımda, sevincimde hep yanımda olsaydı da bu yardımı almasaydım. Ama anlıyorum ki babam yanımda, her an beni koruyor. Bunu fark ediyorum.

    Okulda gönderdiğiniz parayı harcarken hep sizleri ve babamı hatırlıyorum. Ben babamın yarıda kalan görevini tamamlamak istiyorum. Bu parayı harcarken vicdanım sızlıyor, acaba helal ediyor mu vatan diye. Görevini tam bitirip de keşke sona doğru şehit olsaydı, yüreğim kan ağlıyor, üzülüyorum… Ama inanıyorum ki sizler tamamlıyorsunuz. Her zaman Türk Mehmetçik'i ile gurur duyuyorum.

    Bizi düşünen, anlayan, iyi günde de kötü günde de yanımızda olan siz Mehmetçikler oldunuz, sizleri çok seviyorum. Size karşı olan duygularım anlatmakla bitmez. Resmime bakın ve gözlerimdeki vatan sevgisinden anlayın. Elleri öpülesi Mehmetçiklerim… Ben her zaman, her yerde emrinizdeyim. Şu ana kadar yapmış olduğunuz tüm yardımlar için sizlere çok teşekkür ediyorum. Türk kızıyım, şehit kızıyım! Mutluyum, gururluyum, onurluyum. Ne Mutlu Türk'üm diyene!

  • Kapat

    'Siz unutmadığınız için kendimi bu kadar güçlü hissediyorum' Merhum Mehmetçik Cihan Öz'ün kızı Özlem Öz

    Aslında nereden ve nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Hani derler ya anlatsam roman olur diye. Benim hayatım da öyle bir şey. Posta kutusunda göndermiş olduğunuz zarfı görünce her zamanki gibi heyecanlandım ve çok mutlu oldum. Ne zaman posta kutusunda bir zarfın ucunu görsem acaba "Mehmetçik Vakfından mı?" diye düşünür ve heyecanla açarım. Hala unutulmamış olmak ve beni düşünmüş olmanız mutluluk ve gurur verir bana. Şehit kızı olmak elbette gurur verici, fakat bazen içimi acıtan bir gerçek... Kimse babasız büyümek istemez öyle değil mi?

    Zor bir hayat yaşıyorum ve bunu paylaşmak her zaman zor gelir bana. Ben babamı henüz üç yaşımdayken kaybettim. Onunla ilgili uçurtma uçurduğumuz günden başka bir şey hatırlamıyorum. Ailemin söylediğine göre askerden izne geldiğinde yaşamışız o günü. İyi ki de yaşamışız yoksa belki de hiç "baba" diyemeyecektim ona. Şimdi bile baba derken zorlanıyorum. Acaba ben babamla ilgili bir şey söylersem babaannem, amcalarım üzülür mü diye korkuyorum. Küçükken babamın fotoğraflarını gösterip, "bu kim" diye sorarlardı. Bense resmi ters çevirip uzaklaşırdım oradan. Şimdi ise fotoğraflara "baba" diyor, onlara sarılıyorum. Kimi zaman ağlıyorum, kimi zaman gururla bakarak gülümsüyorum.

    Babam şehit olduktan sonra annem de bırakıp gitti beni. Ben dedemi baba, babaannemi de anne bildim. Annem, beni beş aylıkken vermiş babaanneme ve bir daha da almamış. Ne anne ne de baba kokusunu bilmem ben… Babaannemin ve dedemin kokusuyla büyüdüm. Dedemi de geçen sene kaybettim ve hiçbir şey bu kadar üzmemişti beni. Babamı da kaybettim ama onu tanımıyordum, o ölüm acısını ilk kez dedemde yaşadım. Şimdi babaannem ve iki tane engelli amcamla beraber yaşıyorum. Amcalarım yürüyemiyor, babaannemse evlat acısıyla yanıp kavruluyor. Şeker hastası ve hastalığı gözlerine vurdu. Artık her şeyi bulanık görüyor nemli gözleriyle. Ailenin umuduyum ve bu yaşta üzerimdeki sorumlulukların farkında olarak yaşamaya devam ediyorum.
    Ben okuldan lise 1'de ayrıldım. Geleceği parlak bir öğrenciydim, öğretmenlerimin ve arkadaşlarımın tüm ısrarlarına rağmen okulu bıraktım. Babaannemin hastalığı ve amcalarımın durumu beni çok üzüyor, okulda zamanım onları düşünmekle geçiyordu. Bazen okuldan kaçıp mezarlığa babamın yanına gidiyordum. Okulu bıraktıktan sonra pişman olmam uzun sürmedi. Açık öğretim lisesine kayıt yaptırdım. Çünkü benim okumaktan başka çarem yoktu. Hayatta tutunabileceğim tek bir dal bile kalmamıştı.

    Mehmetçik Vakfı olarak şu ana kadar desteklerinizi esirgemediniz. Sizin yardımlarınız sayesinde okuyorum, sizin sayenizde tatile gittim, siz unutmadığınız için bu kadar güçlü hissediyorum kendimi belki de… Biliyorum ki babam olmasa bile Mehmetçiklerimiz ve Mehmetçik Vakfı her zaman yanımda. Babaannemin evladı, amcalarımın kardeşi, benim de babam olun. Bana sahip çıkan, her zaman "sevgili evladımız" diye söze başlayan ve bana her zaman iyi dileklerini bildiren Mehmetçik Vakfına teşekkür ve saygılarımla…

  • Kapat

    Şehit Mehmetçik Mecit CEM'in Kızı Selin ERTÜRK

    31 Ekim 1979 tarihinde Ankara'da doğdum. Babam 7 Aralık 1983 tarihinde askerdeyken vefat etti. 1997 yılında  Başkent Lisesini bitirdikten sonra Gazi Üniversitesi  İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Maliye Bölümünü kazandım. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Maliye Anabilim Dalında 2005 yılında yüksek lisansımı yaptım. Şu anda yine aynı bölümde doktoramı yapmakta ve aynı zamanda Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktayım. Bunları yaparken tek başıma değildim, siz hep yanımızdaydınız. Çok zor durumlarımı atlatırken de siz benimle beraberdiniz. Çok şükür artık ayaklarımın üzerine basıyorum. Sizlere teşekkür ediyorum, hala beraber olabildiğimiz için.